Çevre ve İklim 3 dk okuma Nehir Aydemir
Turbalıklar: Karbonu Binlerce Yıl Saklayan Islak Topraklar
Turbalıklar küçük bir alan kaplamalarına rağmen tüm ormanlardan daha fazla karbon tutuyor. Sırrı, orada çürümenin neredeyse hiç işlememesinde.
Ayak bastığınızda süngerimsi biçimde çöken, üzerinde yosun örtüsü bulunan, suyu bol ve sessiz araziler. Turbalıklar, çoğu insanın manzara olarak akılda tutmadığı, verimsiz sayıp geçtiği alanlardır. Oysa dünyanın kara yüzeyinin yalnızca küçük bir bölümünü kaplamalarına rağmen, tüm ormanların topladığından daha fazla karbonu topraklarında tutarlar. Bu tuhaf oranın nedeni, orada bir şeyin olmamasında gizli: çürüme.
Çürümenin durduğu yer
Normal bir toprakta ölen bitki artıkları hızla parçalanır. Bakteriler ve mantarlar organik maddeyi ayrıştırır, karbonun büyük kısmı gaz halinde havaya döner, geriye besin bakımından zengin bir toprak kalır. Bu döngü oksijene bağlıdır; ayrıştırıcıların çoğu solunum için oksijene ihtiyaç duyar.
Turbalıkta koşullar tersine döner. Su, toprağın gözeneklerini sürekli doldurur ve oksijenin derinlere inmesini engeller. Ortam ayrıca asidiktir ve besin bakımından fakirdir. Bu üçlü, ayrıştırıcıların işini neredeyse imkânsız hale getirir. Ölen bitkiler tamamen parçalanamadan üst üste birikir. Her yıl eklenen katman öncekini biraz daha derine, biraz daha oksijensiz bir bölgeye iter. Böylece binlerce yıl boyunca sürekli kalınlaşan bir organik madde yığını oluşur.
Birikim hızı son derece yavaştır; birçok turbalıkta yılda bir milimetreyi bulmaz. Metrelerce kalınlıktaki bir turba tabakasının oluşması bin yılları alır. Bu, turbalıkların neden bu kadar kırılgan olduğunu da açıklar: on bin yılda biriken bir depo, birkaç on yılda boşaltılabilir.
Yosunun kendi ortamını kurması
Kuzey turbalıklarının çoğunda başrolde belirli bir yosun grubu vardır. Bu yosunlar kendi kuru ağırlıklarının çok üzerinde su tutabilen hücrelere sahiptir; bir sünger gibi çalışırlar. Suyu tutarak ortamın ıslak kalmasını sağlarlar. Aynı zamanda çevrelerindeki suyun asitliğini artıran maddeler salgılarlar. Yani ayrışmayı engelleyen koşulları, orada yaşayan bitkinin kendisi üretir.
Bu, bir canlının kendi yaşam ortamını yeniden şekillendirmesinin ders kitaplarına girecek örneklerinden biri. Yosun büyür, ölür, altında birikir, biriktikçe su tutma kapasitesi artar, arazi giderek daha ıslak ve daha asidik hale gelir. Sonuçta başka bitkilerin zorlandığı ama yosunun rahat ettiği bir alan ortaya çıkar. Bu koşullara uyum sağlamış birkaç özel bitki de bu alanlara yerleşir; besin fakirliğini böcek yakalayarak telafi eden etçil bitkilerin turbalıklarda sık görülmesi tesadüf değildir.
Kurutulduğunda ne oluyor
Turbalıklar tarih boyunca kurutuldu. Kimi zaman tarım arazisi açmak, kimi zaman yakacak elde etmek, kimi zaman ağaçlandırma yapmak için kanallar açıldı ve su çekildi. Su seviyesi düştüğü anda oksijen binlerce yıldır kapalı kalmış katmanlara ulaşır ve duraklamış ayrışma yeniden başlar. Yüzyıllar boyunca depolanmış karbon, görece kısa sürede havaya karışır.
Kurumuş turba aynı zamanda son derece yanıcıdır ve yangın yüzeyde kalmaz; yeraltında ilerleyerek aylarca sürebilir. Bu tür yangınları söndürmek çok zordur, çünkü yanan şey ağaç değil, toprağın kendisidir. Ayrıca kurutulan turbalık çöker; yüzey seviyesi yıllar içinde metrelerce alçalabilir ve bu da taşkın riskini artırır.
Islatmak neden işe yarıyor
İyi haber, sürecin bir ölçüde tersine çevrilebilir olması. Açılan kanalları kapatmak ve su seviyesini yükseltmek, ayrışmayı yeniden yavaşlatır. Yosun örtüsü uygun koşullarda geri döner ve birikim yeniden başlar. Bu, kaybedilen karbonu hemen geri getirmez, ama kaybın devam etmesini durdurur. Maliyeti düşünüldüğünde, iklim açısından en verimli müdahalelerden biri sayılıyor.
Islatma çalışmalarında en kritik ayrıntı su seviyesinin istikrarı. Sürekli yükselip alçalan bir su tablası, hem ayrışmayı hem de yosunun tutunmasını zorlaştırır. Bu yüzden kanalların kapatılması kadar arazinin eğiminin ve çevredeki drenajın da hesaba katılması gerekir. İyileşme yıllar sürer; ilk belirti çoğunlukla suyu seven bitkilerin geri dönmesi ve yüzeyin yeniden süngerimsi bir dokuya kavuşmasıdır.
Turbalıkların değeri karbonla da sınırlı değil. Yağış suyunu tutup yavaş salarak akarsu rejimini dengeler, su kalitesini iyileştirir ve başka yerde yaşayamayan pek çok tür için sığınak olurlar. Ayrıca içlerinde saklanan polen ve bitki kalıntıları, geçmiş iklim koşullarının en ayrıntılı kayıtlarından birini oluşturur; turba tabakalarını okumak, binlerce yıllık bir günlüğü okumaya benzer.
Uzaktan bakınca boş görünen o ıslak arazi, aslında gezegenin en sabırlı depolarından biri. Bir şeyin verimli sayılmaması, değersiz olduğu anlamına gelmiyor. Turbalıklar bunu, binlerce yıldır hiç ses çıkarmadan gösteriyor.